Dünyanın her yanından, ülkeden, yan araziden, karşı ormandan silah sesleri, ölüm haberleri, et kokusu geliyordu… Gülümseyişi, kuş seslerini, ince düşünceyi, bok böceğini, rüzgarı daha da anlamaya, dinlemeye, görmeye ihtiyaç vardı.

Bodrum’dan Diyarbakır’a “Barış!” demek için yola çıkan Boğaziçi Üniversitesi bostanı Tarlataban’dan tanıdığım Pınar Ercan’ın göz altına alınma haberi ile aynı anda geldi Vandana Shiva’nın Boğaziçi Üniversitesi’nde “Kendinle Barış, Dünyayla Barış” başlığı ile Hrant Dink Anısına düzenlenen İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Konferansı”nda bir konuşma yapacağı.

Vandana Shiva ile; toprağı, suyu, tohumu, yeryüzü demokrasisini, barışı dile getirdiği, deneyimlerini paylaştığı kitapları ve onun yer aldığı belgeseller ile karşılaşmanın yanı sıra 2010 yılında Hamburg’ta oldukça geniş bir dinleyici kitlesine yaptığı konuşmanın ardından yüz yüze karşılaşma şansını yakalamıştım. O zaman da kendisine Türkiye’deki her nehre musallat olan HES’leri, hukuksal mücadeleyi ve Alakır’daki yeryüzüevleri yaşamını anlatan bir mektup vermiş ve kendisini Türkiye’de de görmekten duyacağımız mutluluğu dile getirmiştim.

Evet, benim için çok değerli bir ziyaretti. Böylesine kaotik bir gündemde bir yandan da umudu var eden bu coğrafyaya Hızır gibi yetişen bir konuk idi Vandana Shiva.

Ne mi dedi? “Sağlıklı beslenmek ve bunu talep etmek aktivist bir eylemdir” dedi. Yerel üreticilerden alınan besinler bizi besler şirketleri değil. Ata tohumları ekersek toprak kısırlaşmaz. Nefes almak ve gülümsemek çok önemli; yaşam bir sanattır çünkü! Barış deyince büyüleyici Gandhi örneği selamladı bizi. Akışkan, bütünleyici ve cesur bir konuşma idi.

IMG-20160116-WA0004

 

Yedikule Bostanlarına gitmek, hep birlikte roka tohumları ekmek, kadın kadına dertleşmekti Vandana Shiva’nın anlatmak istediği eylemlilik şekli. Yanı başımızda hala var olmaya can atan yaşamı, yeşili, canı bilmek, bildirmekti. Yeryüzünü kucaklama hali…

Yazıda bahsettiğim, Vandana Shiva’ya verdiğimiz mektupta şunlar yazılıydı:

Merhaba,

Benim adım Elif Arığ. Kızımla birlikte komşularım Birhan ve Tuğba ile Türkiye’nin güneyinde yer alan Beydağlarından doğan Alakır nehrinin can verdiği Alakır Vadisi’nde yaşamaktayız. 2009 dan bu yana Hidro Elektrik santrallere karşı doğa koruma mücadelesini gönül vermiş kardeşlerle birlikte Alakır Nehri Kardeşliği olarak yürütmekteyiz.

Doğal mimari, müdahalesiz tarım ve kendine yeterli yaşamın deneyimlerini sosyal medya aracılığı ile paylaşmaktayız. Doğa ile uyumlu yaşam deneyimimizi sürdürürken şirketin ve şirketle ortaklık eden şahıs ve kurumların her birimiz hakkında açmış olduğu davalarda kendimizi ve birlik içinde yaşadığımız doğa unsurlarını barışçıl bir biçimde savunmaya devam etmekteyiz.

Toplumu, ülkemizi ve dünya gündemini aktif olarak takip ederken bizler gibi yaşayıp mücadele veren ve var olan sisteme alternatif yollar arayıp sunan sizlerle kurduğumuz bu iletişimi çok önemsiyoruz. Bu iletişimin dünya barışı ve yeryüzü hakları için ortak bir vizyon sağlanmasında bizi bir adım daha yaklaştıracağını düşünüyoruz. Bundan dolayı deneyimlerimizin ve gelecek vizyonumuza dair paylaşımların olacağı, dünyanın farklı yerlerinden sizin gibi öncü vizyonerlerin katılacağı bir konuşma çemberinin tohumunun atılması bu görüşmenin başlıca niyetidir. Ve buna ev sahipliği yapmaktan onur duyacağız. Bu niyeti koruyarak sizinle kurduğumuz diyaloğun daha yakın bir çerçevede sürmesini dileriz.

Sizinle 2010 yılında Hamburg’taki konuşmamızın ardından kısaca tanışma fırsatı bulmuştum ve şimdi tekrar karşılaşma şansını yakaladığım için çok umutlu ve mutluyum.
Yakın gelecekte Hindistan’daki kuruluşunuzu da ziyaret ederek bilgi ve deneyimlerinizden yararlanmayı umut ediyorum.
Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi ile ortak yürüteceğiniz projelerin de takipçisi olacağız.
Barış ve Kardeşlikle

Comments are closed.