Prof. Dr. Doğan Kantarcı’nın kitaplaştırılan Alakır raporunun tamımını buraya tıklayarak indirebilirsiniz. İşte Prof. Dr. Kantarcı’nın HES’lerle ilgili ezberleri bozacak Alakır raporunun ayrıntıları…

ALAKIR İÇİN ÇARPICI RAPOR

Türkiye’nin gündeminden düşmeyen HES projelerinin yarattığı tahribatlara yönelik eleştiriler sürerken, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Toplak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. M. Doğan Kantarcı, ikisi tamamlanmış sekiz HES projesinin bulunduğu Antalya- Kumluca’daki Alakır Vadisi’yle ilgili yazdığı, “Alakır Çayı Havzası’nda Nehir Tipi HES Kurulması Projelerinin Ekolojik Bakımdan İrdelenmesi” başlığını taşıyan raporunda çarpıcı tespitlere yer verdi. Kantarcı, yakında yayınlanacak olan Alakır raporunda, HES girişimlerinde kullanılan planlama ve uygulamaların, bir su kaynağının devamlılığını sağlayıcı ve koruyucu olmadığını belirterek, “o su ekosisteminde yaşayan canlılar ile suyu kullanan insanlarımızı yok edici nitelikte bir soykırımdır” değerlendirmesinde bulundu.

HES’LER, CANLILAR VE İNSANLAR İÇİN SOYKIRIM

Kantarcı, Doğu Karadeniz Bölümünde Fırtına Deresi Havzası’nda başlatılan su kaynaklarına yönelik saldırının, kısa zamanda bütün ülkeye yayıldığını belirttiği raporunda, Alakır Havzasının da bu saldırıdan nasibini aldığını vurguladı. Nehir tipi hidroelektrik santraller ile doğal ekosistemlerin dengesini bozmadan ve o suyu kullanan insanların haklarını gasp etmeden yerel ihtiyaçları karşılamak için elektrik üretilmesine kimsenin itirazı olamayacağının altını çizen Kantarcı, raporunda; “Fırtına Deresi’nde kurulmak istenen HES’in kapsamını ve etkilerini inceleyip, sarp arazideki uygulamaları gördüğümde; yapılmak istenen HES’lerin doğal ekosistemlerin dengesini bozmak bir yana, tamamı ile yok edeceğini kavradım. Nehir tipi HES’lerde kullanılan planlama yöntemi ve arazideki uygulamaları bizim derelere uymayan bir yöntemdir. Bu HES girişimlerinde kullanılan planlama ve uygulamalar; bir su kaynağının devamlılığını sağlayıcı ve koruyucu olmayıp, o su ekosisteminde yaşayan canlılar ile suyu kullanan insanlarımızı yok edici nitelikte bir soykırımdır” görüşüne yer verdi.

TÜRKİYE BİR SÖMÜRGE Mİ?

HES yapılan akarsu yataklarının kurutulduğu havzalarda yaşayan, o su ile tarlasını, bahçesini, sulayan ve ürettiği ile ailesini geçindirmeye çalışan insanlar olduğunu vurgulayan Kantarcı, “O insanlarımızın, ağaçlar, ormanda yaşayan hayvanlar, çiçekler, böcekler, derede yaşayan balıklar kadar değeri yok mudur? Türkiye Cumhuriyeti’nin dağları, ormanları, toprakları, akarsuları ve diğer kaynakları ile zenginlikleri bir sömürgeye mi aittir? Türkiye bir ‘Haçlı saldırısına’ veya burayı ‘Dar-ül Harb’ ilân edenlerin saldırısına boyun eğecek midir?” sorularını yöneltti.

TAŞ OCAKLARIYLA BAŞLAYAN DİRENİŞ, HES’LERE SIÇRADI

Türk halkının böyle bir saldırıya boyun eğmeyeceğinin altını çizen Kantarcı, ” Çamlı Hemşinli’ler saldırıyı erken fark etmişler ve ayağa kalkmışlardı. Alakır Havzası’ndaki 28 yerleşim yerinde bahçeleri, meyvalıkları, seraları, hayvanları ile gecesini gündüzüne katan sade insanlarımız gelen tehlikenin farkına varabilirler miydi? Doğu Karadeniz Bölümünde kıyamet kopmaya başladığında Alakır Havzası habersiz ve sakindi. Olay kısa zamanda duyuldu ve duyuruldu. Taş ocakları için başlatılmış olan direnme, nehir tipi HES’leri de kapsamına aldı” görüşüne yer verdi.

İNSANLARI GÖÇE ZORLAMAK HANGİ KAMU YARARINA SIĞAR?

Alakır Vadisi’ndeki çalışmaları sırasında elde ettiği bilgileri ilgililere sunma gerekliliğinin altını çizen Kantarcı, “Bey Dağları’nda benimle çalışan yürekli insanlar, onların çocukları ve torunları birkaç evlek tarlalarında, meyvalıklarında, seralarında çalışıyorlar. Ürettiklerini Türkiye’nin her yanına gönderiyorlar. Göç etmiyorlar. Yerlerinde çalışıp, geçiniyorlar. Bu insanları o dağların arasında tutan Alakır Çayının suyudur. Suyu HES türbinine akıtmak için tünele alırsanız, vadi susuz kalır. İnsanlar da üretim yapamazlar ve göçerler. Burada bir ‘üstün kamu yararı’ değerlendirmesi söz konusudur. Üstün kamu yararı; ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu sağlığı konularında; kamu yararına olan diğer işlemlerin veya eylemlerin üzerindedir. Alakır Havzası’nda yapılmaya kalkışılan HES’leri orada yaşayan insanlarımızı göçe zorlamak girişimi olduğunun farkında mısınız? Bu eylem hangi kamu yararına sığdırılabilir? Atatürk’ün dediği gibi; ‘Mevzuu bahis olan eğer vatan ise, gerisi teferruattır'” ifadelerine yer verdi.

HALKIN DİRENME HAKKI DOĞALDIR!

Alakır Havzası’ndaki tarımsal faaliyetin, kuru tarımdan sulu tarıma kaydığını belirten Kantarcı, “Alakır Havzası’ndaki tarım alanlarının 9.000 ha’lık bölümünün Kumluca Ovası’nın geniş alüviyal arazisinde yer aldığı, dere vadilerinde ve vadi yamaçlarındaki taraçalarda da 8.000 ha’lık tarım alanı bulunduğu anlaşılmaktadır. Alakır Ovasındaki tarım alanlarının sulaması Alakır Barajından yapılmaktadır. Alakır Havzası’nda yaşayan, üreten, ülkeyi besleyen halkın yarattığı mal ve hizmet dolaşım sistemi göz ardı edilemez. Bu sistemin işlemesini sağlayan Alakır Çayı’nın suyudur. Buradaki halkın yaşama hakkı, ürettiği ürünler, yarattığı ticaret sistemi; kamu güvenliği, kamunun beslenmesi ve kamu sağlığı bakımlarından ‘üstün kamu’ yararı kapsamındadır. Alakır Havzası’nda bir veya birkaç firmanın suyu kullanıp, üreteceği elektrik enerjisinin sağlayacağı gelir ve kamu yararı ile aynı suyu kullanan oradaki halkın ürettiği mal ve hizmetler ile beslediği insanlar ve yarattığı ticari sistemin sağladığı üstün kamu yararı karşılaştırılamaz. Bu yöndeki zorlamalara halkın itiraz ve direnme hakkı doğaldır” görüşlerine yer verdi.

CANSUYU, SOYKIRIM UYGULAMAK ANLAMINA GELİYOR

Derelerde yapılacak HES’lere, akıtılacak su ile dereye bırakılacak su miktarı arasındaki oran ve bu oranın aylık akış miktarına göre düzenlenmesi gereğinin tartışma konusu olduğunu hatırlatan Kantarcı, “Derenin getirdiği suyun yıllık ortalama debisi üzerinden bir hesap ile hidroelektrik üretimine su sağlamağa kalkışmak doğru değildir. Dereden gelen suyun mevsimlik ve aylık akış miktarlarına göre alınabilecek su miktarları farklıdır. Yıllık ortalama su gelirine göre veya mevsimlik/aylık su gelirine göre suyun yüzde 10 kadarının ‘can suyu’ adı altında dereye bırakılması, derede ve çevredeki canlılara (insanlara da) soykırımı uygulamak anlamına gelmektedir” görüşüne yer verdi.

ALAKIR, MİSİSİPİ DEĞİL!

Yıllık gelirin yüzde 10’u kadar suyun dere yatağına bırakılması durumunda Alakır’da yaz aylarında HES için su kalmayacağının altını çizen Kantarcı, “Yaz aylarındaki su gelirinin yüzde 10’u kadar su dere yatağına bırakılırsa derede ve çevresinde canlı kalmayacak demektir. Alakır Çayı Tennant yönteminin uygulanabileceği Misisipi Nehri veya Tuna Nehri gibi buzullardan ve çok geniş dağlık havzalardan beslenen bir nehir değildir. Alakır Çayı uzunluğu 62 km, genişliği 20-24 km olan kısa ve dar bir havzadan beslenmektedir. Çay, havzasındaki karstlaşmış /çatlaklı yapı dolayısı ile yağıştan akışa geçmesi gereken su miktarının pek azının aktığı bir deredir” bilgisine yer verdi.

HER DERE İÇİN ÇOK YÖNLÜ PLANLAMA YAPILMALI

Konunun çok farklı bilgiler gerektirdiğini ve hesaplamalarının masa başında bir yöntem seçerek düz bir aritmetik uygulayarak yapılamayacağını vurgulayan Kantarcı, “Araziyi, dereyi ve derenin etki alanını kapsamlı bir çalışma ile kavramak ve doğal ekosistemler ile insan ekosistemlerini ekolojik açıdan olduğu kadar ekonomik ve sosyal yönleri ile de ele alıp değerlendirmek gerekir. Havzanın su gelirinin yenilenebilir bir enerji kaynağı olmasının yanında; havzada ve etki alanındaki canlıların yaşamasının devamlılığını sağlayan bir yaşama/var olma ve üretim/geçim kaynağı olduğunu kabul ederek planlamaların yapılması gerekmektedir. Bu çok yönlü planlama karakteri her dere için, o derenin özelliklerine ve etki alanına uygun incelemelerin yapılmasını, yöntemlerin geliştirilmesini ve uygulanmasını zorunlu kılmaktadır” görüşünü aktardı.

DANIŞTAY KARARINA GÖRE ALAKIR’A HES YAPILAMAZ

Alakır Çayının, 1992 yılında 1. Derece Doğal Sit Alanı ilan edildiğini ancak Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 1999 yılında aldığı ilke kararında, ülke çıkarları açısından yapılması zorunlu olduğu takdirde doğa sit alanlarında doğaya zarar vermeyecek şekilde enerji santralleri yapılabileceğinin hükme bağlandığını anlatan Kantarcı, söz konusu ilke kararının, Danıştay 6. Dairesi’nin 2002/6920 Esas sayılı dava dosyasında 22.12. 2003 tarih ve 2003/7052 sayılı kararı ile iptal edildiğini anımsatarak, “Alakır Çayı Havzası’nda yukarıdaki Danıştay kararı uyarınca hidroelektrik santralı yapılması mümkün değildir. Kanunlarda ve yönetmeliklerde bazı değişiklikler yapılarak nehir tipi HES’lerin yapılması için yol açılabilir. Burada doğal ekosistemleri korunması, ormanların tahribi ve dere yatağının yok edilmesi gibi telâfisi mümkün olmayan zararların yanında, oradaki halkın varlığının devam ettirilmesi açısından da ‘üstün kamu yararı’ söz konusu olur. Bütün bu zarar verici girişimleri kanunlar ile yönetmelikler çerçevesinde değerlendirip, halkı ve halkın yaşama hakkını yok saymak mümkün değildir” ifadelerine yer verdi.

Yusuf Yavuz

Comments are closed.