Alakır Vadisi’ndeki ulu meşe ağaçlarının katliamının anatomisi;

Herşey, köylülerin anlatımıyla “Bizleri gözetlemek için”, Metamar/Dedegöl Enerji şirketine ait Kürce HES’in şantiye şefi ‘Ali Süzen’nin yaşam alanımızın etrafındaki arazileri satın almaya çalışmasını öğrenmemizle başladı. Bunu gelip bize söyleyen köylüler arazilerini satmadıkları için pek önemsemedik başta bize karşı şirketin oynadığı oyunların içindeki bu ‘yeni’ gelişmeyi.
Ta ki, hemen yaşam alanımızın girişinde bulunan, zamanında birinin ektiği asmaları tüm canlılara vakfetmesiyle adı “Vakıflar” diye anılan, her gelen geçenin ve birçok canlının durup,ulu meşe ağaçlarına sarınmış asırlık bereketli üzümlerinden şifalandığı bu meşe ormanının, tapu geldiğinde Şeref Şen adlı birinin üzerine yazıldığını, onun da burayı şantiye şefine sattığını öğrenene kadar.

Çok geçmeden bu alana Kumluca Orman İşletmesi memurları geldi. Ne yaptıklarını sorduğumuzda “arazi sahibinin ‘tapulu kesim’ için başvurduğunu, ağaçları işaretlemeye geldiklerini” söylediler. Hiçbir yorumda bulunmamıza rağmen içlerinden bir memur “Hem size ne? Adam satın almış. İster keser ister yakar!” diye çıkışınca birşeyler döndüğünü hissettik iyice.
Memurlar gittiğinde arazideki tüm ağaçların kesilmek üzere işaretlendiğini gördük. Bunların arasında çok büyük ve ulu meşe ağaçları da vardı.

Biraz araştırma yapıp kanunen koruma altına alınması gereken meşe ağaçlarının çaplarını öğrendik. Alana gidip bu ağaçları ölçtüğümüzde, koruma altına alınması için min. 70cmlik çapa sahip olması gereken “Kermes Meşesi”nin çapının 71cm, (yaklaşık yaşı 300), min. 120cm çapa sahip olması gereken “Mazı Meşeleri”nin çaplarının ise 110, 90 ve 85cm (yaklaşık yaşları 200~250) olduğunu gördük. Biraz daha araştırma yapıp yönetmelikleri inceleyince böyle ufak farklarla anıt ağaç özelliğini yerine getiremeyen ulu ağaçların da “İstikbal Anıt Ağaç” kavramı ile korunabildiğini öğrendik.

Alanda yüz yaşının üzerinde onlarca, daha genç olanlardan da yüzlerce meşe olmasına rağmen en azından bu 4 ağacı koruma altına aldırıp kesimden kurtaralım diye bir dilekçe ile ilgili kurum olan Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na başvurduk. Bu başvurumuzu da hem faksla hem de telefon açarak, kesim için işaretlemeyi yapan Kumluca Orman İşletme Müdürlüğü’ne bildirdik.

Ayrıca bu meşe ağaçların kesim kararının yürütmesinin durdurulması için de can dostlarının maddi yardımlarıyla Antalya İdare Mahkemesi’nde dava açtık.

Ancak bu hukuki süreç tamamlanmadan, ağaçlar incelenmeye alınmadan, 29 Şubat 2016 günü kesim başladı. Kesim için gelindiğinde, ilgili tüm kurumları ve jandarmayı aramamıza, avukatımızın da davaya bakan hakim ile gün boyunca görüşmeye çalışmasına rağmen hiçbir şahıs ve kurum bu konuda bir girişimde bulunmadı ve tüm ağaçlar kesildi.

İçlerinde direkt olarak anıt ağaç statüsüne giren kermes meşesi belki de Antalyadaki en yaşlılarındandı.


Ağaçlar kesildikten sonra, heyelan riski taşıyan bölgede 2 hafta boyunca hiç durmadan kepçe çalıştırıldı. Arazinin topografyası tamamen değiştirildi.

Kötü bir şaka gibi, kesim işlemi bittikten sonra, Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, ağaçların korunması ile ilgili Temmuz 2015’teki talebimizi 28 Mart 2016’daki toplantısında gündemine aldı.

Yine kesimden ve iş işten geçtikten sonra Kumluca Savcılığının konuyla ilgili başlattığı soruşturma dahilinde gelen Kumluca Jandarması’na ifade verdik. Yaşanan tüm süreci aktardık. İfademizi almaya gelen jandarmanın yüzümüze karşı okuduğu bilgi notunda “Alanın atıl olduğu. Kesim yapılarak ekonomiye girdi sağlanacağı. Suç duyurusunda bulunan bizlerin ise olayı sürüncemede bırakmak isteyen art niyetli kişiler olduğumuz..” yazılıydı.

Tapu haritalarını incelediğimizde bu katliam sırasında  337/3 nolu hazine arazisinin de işgal edilerek içindeki tüm ağaçların kesildiğini farkettik. Hazine arazisinin işgal edilerek içindeki canlıların katledilmesine artık savcılık bakmadığından Kumluca Mal Müdürlüğü’ne şikayet ettik. Bunun cezasının da sadece ‘para’ olduğunu öğrenmiş olduk.

Bu arada çok şaşırtıcı bir bilgi edindik. Avukatımızın görüştüğü savcı, kesimi yapan şantiye şefinin ‘can güvenliği’ olmadığı gerekçesi ile, kesim sırasında “koruma” talep ettiğini söylemiş. Kısacası ‘korunması’ gereken ağaçları kesmek için ‘koruma’ istemiş..

Yaşam alanımızın etrafındaki arazileri satın alıp içindeki tüm canlıları yok ederek bizi provoke etmeye, üzmeye, yıldırmaya, kaçırtmaya, ‘Daha kapınızın önündeki iki ağacı bile koruyamazsınız siz. Çünkü biz güçlüyüz’ mesajı vermeye yönelik bu operasyonun neticesinde olan yine canlılara oldu.

Kanunen araziyi satın alıp, izinlerle tapulu kesim yapan şahıs hakkında herhangi bir hukuki girişim yapılamasa da, görevini ihmal eden Kumluca Orman Müdürlüğü ile Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduk.

Ulu meşelerin ardında kalan tohumlarını ektik yüzlerce yıl barış dolu bir dünyada yaşamaları dilekleriyle.

Arazileri satın alan Metamar şirketine ait Kürce HES’in şantiye şefi Ali Süzen bu arazileri Metamar şirketinin sahibi Hasan Tığlı’ya ait başka bir şirket olan Orhuntaş Mermer Granit A.Ş’ye devretti.

Hakkında danıştay mahkemesi tarafından da onaylanmış olan koruma kararı bulunan Alakır Vadisi’nde halen şirketler kirli çıkarları doğrultusunda araziler satın almaya, orman işletme memurları bu alanlardaki ağaçları kesim için işaretlemeye, korunması gereken masum onbinlerce canlı katledilmeye devam ediyor.

Bölgeye gelenleri bu katliam ile ilgili yerinde bilgilendirerek tüm süreci paylaşıyoruz ibreti alem olsun diye.

Tarihe “Vakıflar Katliamı” olarak geçen bu korkunç olaya başından sonuna kadar iştirak eden tüm failler bellidir. Bu başından sonuna organize bir katliamdır.

Yaş kesen baş keser. Keser döner sap döner. Gün olur devran döner. O sizin hesabınızı keser.


Birhan Erkutlu

Comments are closed.